29 Ekim 2011 Cumartesi
5 duyumla Seni yeniden Duydum.
Seni öptüm; dudaklarımdan seni içeriye, en küçük zerreme kadar soludum. Burnum yetmedi seni koklamaya. Gözlerimle, ellerimle, saçlarımla içime çektim seni.
Seni doyasıya koklamaya yetmedi dudaklarım. Gözlerimi kapattım. Seni içimde, dudaklarımda, gözlerimde hissettim. Buz gibi, ateş gibi, sen gibi, ya da ben gibiydi. Soludum, seni içime çektim; soludum, seni dışarı verdim. Ellerim dokundu kokuna, sesin parladı göz bebeklerime, seni duydum dudaklarımla ve dudaklarımda. Seni severek doydum. Sana, sensizliğine, yanlızlığına sığınarak, seni senden çok yaşadım. Sana yaşlandım. Soludum, seni içime çektim; soludum, seni dışarı verdim. Sana seni anlatmak istedim, duyularıma duygularıma sormadan. Yanıtını biliyordum çünkü - dudaklarım bana hatırlatmıştı. Ayak parmaklarım görmüş göz bebeklerindeki sevgiyi onlar da tamamladı senin bendeki tasvirini. Anladım bunların dışındaki bütün duyu organlarım yalan söylemişlerdi hep bana. Seni şimdi şimdi, yine 5iyle birden, 5inden öte duyuyorum; işte öyle seviyorum.
28 Ekim 2011 Cuma
Ben ateş; "Merhaba, ateş ben."
Yanan 1 ateş vücudumda, vücudumdan dışarıya, vücudumu aşarak, vücuduma rağmen, yanarak, beni yakarak yok oldu. Benden, bu ateşten, vücudumdan 1şeyi 1 daha geri vermemecesine alarak. Vücudumun dışında, vücudumla beraber, yine de vücuduma rağmen, benden öteye gitti. Beni hiç bilmediğim 1şeye dönüştürdü yakarken. Dallarımı kuruttu, çıtırdattı, alev alev yaktı. Benimle beraber toprak yandı, yer yandı, gök yandı. Göğsümden ateş, beynimden ateş geçti. Göğsüm ateş; beynim ateş; kasıklarım ateş: ben ateş. Ben, vücudumdan ayrı, vücuduma inat, ateş. Cayır cayır yaktık, yeri, göğü, toprağı. Yaprakların çıtırdısını duya duya, dalların kırılışına bakarak yaktık; yandık. Orman gibi. Dağ gibi. Denize baka baka yandık.
Uzaklar... U-zak-lar... Uuu-zaak-laaarda.
Ve sen bana uzaklardan çok inandıkça benim kollarım uzandı sana. Kollarım uzadı, uzadı da aştı dağları denizleri. Yanaklarından tutup gözlerinin içine baktı ellerim. Ellerim yüzünün her bir kıvrımını öğrendi. Her bir kıvrımı hatırlattı sonra bana. Tek tek anımsadım, gözlerimde. Gözlerimde damla damla sen. Sen bana baktıkça uzaklardan, ben düştüm en yakınına. Senin kalbinin orta yerine saplandı ellerim ayaklarım. Senden öteye gidemez oldum. Yakınlar sen oldu. Yakınlar seni andı. Beni sana sarıp sarmaladı. Sen benim yüreğime ışıdın uzaklardan, uzayıp giden, yerin altından geçen binlerce telefon hattından ışınlandın yanıma. Sen benim içimde kaldın. Dudaklarıma kızıyorum bazen senin tadını istediğim kadar hatırlatmıyor bana. Gözlerim, kulaklarım ne işe yarıyor bilmiyorum; aklımda onlara inat tutmak istediğim anı bana doya doya hatırlatmadıkça, bana tekrar yaşatmadıkça. Sen uzaklardayken benim en yakınımda. Bense senin içinde taa derinlerinde. Köpük köpük damarlarımda sen. Durgun içime dolan su da sen. Bardaktan boğazıma açılan karnıma deliler gibi boşalan su da sen. Vücudumun 4te 3ü sen. Ama yine de doyamıyorum doymuyorum sana.
14 Ekim 2011 Cuma
Kırık dökük kalem.
Kalemim kesik bir şahdamar. Döke döke, saça saça boşalıyorum sayfalara. Damla damla değil, çağıl çağıl akıyorum. Kan gibi bulanıyorum bu internerin suratına. Bu internetin taa suratına, taaaa içine boşalıyorum. Bir döl gibiyim; yolumu bulamıyorum. Benim gibi binlercesi, önümü göremiyorum. Karnıma giriyor sancılar. Karnıma, kasıklarıma kadar kanıyorum. Kalemim bir neşter: bütün rahmimi parça parça içimden kazıyorum. Kalemim bir bıçak: bana uzanan yaban otları tek tek yoluyorum. Kalemim bir tırpan, bir tırnak makası, bir sıkımlık diş macunu. Kalemimin ucu sivri; kalemimin ucu kırık. Kalemim gücünü toplamış bir yalancı, hikayelerinde kayıp. Kalemim bana ait tek kılıç. Değil sözü, beni, bedenimi, aklımı ve fikrimi doğrudan doğruya kesen.
Hayatla Ben
Hayat, bıçakla, mızrakla, silahla gelmesen üstüme. Ezip geçmesen. Gözlerimi, ciğerimi, dalağımı yırtmadan, parçalamadan. Beni yapayalnız koymadan.
Hayat, bana yalan söylemesen. Yanıma, yakınıma koymasan sözünü tutmayanları. Yapılanları unutanları. Kendi hatalarından başkasını unutturmayanları. Bir de, çok bilip de hiç susmayanları.
Hayat, her sabah ırzıma geçmesen; kimliğimin içine etmesen. Kim olduğumu sormasan hergün. Kime gittiğimi, kimle konuştuğumu, ne düşündüğümü, neye kızdığımı. Ya da, artık içimde kızgınlık bile barındıramadığımı.
Hayat, beni acıtmasan. Hatırlatmasan acılarımı. Anlayış sancılarımı. Kimseye söylenmeyen kalp ağrılarımı.
Bu sefer gel anlaşalım, kaynaşalım, oynaşalım. Biz birken bin olalım. Senle sokaklara dağılalım; nar taneleri olalım, saçılalım. Hayat, bu sefer senle ben, başkalarına mutluluk saçalım.
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)